Anne-Baba-Amin
Haftasonumuz çok hoş geçti. Cumartesi günü Defne'yi Cevahir Alışveriş Merkezi'nin içinde açılan eğlence merkezine götürelim dedik. Eşim ve eşimin arkadaşıyla beraber yola düştük. Defne'nin yaşında çocukların yararlanabileceği 2 ya da 3 ünite var ve girişte büyüklerden de giriş ücreti istiyorlar. Yani şimdi ben 16 aylık çocuğu bindirmek için içeri girmek istersem ücret ödemem gerekiyor. E tabi eşim ve arkadaşının dışarıda bekleyecek hali yok; özetle iki tane oyuncağa binecek diye yaklaşık bir 40-50 milyon ödememiz gerekiyordu ben de sinirlendim ve oradan çıktık. Bu arada Cevahir'in geniş koridorlarında Defne ipi koparılmış buzağı gibi koşturdu. Gezinen insanların ayaklarına dolanmasa hiç sorun değil ama öyle bir koşuyor ki serseri mayın gibi ne tarafa gideceğini kestiremiyorsunuz. Çığlıklar da cabası :)
Akşam Defne erkenden sızdı, eşimin de arkadaşlarıyla dışarıda programı vardı ben de "Da Vinci Şifresi"ni DVD'den tekrar izledim.
Pazar günü açıkhavada olalım dedik, Anadolu Kavağına gitmek üzere yola çıktık, köprüyü geçtik ve ben yeşillikli, parklı, Defne'nin koşturabileceği bir yere gitmek istediğimi söyleyince aynen köprüden geri dönüp Kilyos yoluna girdik. Zekeriyaköy-Kilyos yolu üzerinde yanlış okumadıysam "Salih'in Yeri" diye bir yerde durduk. Kocaman yemyeşil çimenlik ve ağaçlıklı bir alan, hamaklar, salıncak, kaydırak, tahtarevalli, köpekler, kedilerle süper bir yer. Mangalı yanar bir şekilde getiriyorlar, etleri seçiyorsun ve pişiriyorsun. Sanırım Ramazan nedeniyle tenhaydı bizden başka 2 masa daha vardı. Defne özgürce koşturdu ortalıkta, kedilere köpeklere yemek verdi, tavuk ve ördekleri uzaktan sevdi. Bu arada oradaki kedi- köpekler bir alem. Bizim masaya mangal gelene kadar yemek yenen diğer masa etrafına konuşlanmış bekleşiyorlardı. Garson ne zaman ki bizim servisi açtı ve mangalı getirdi bunlar bir koşu bizim masanın etrafına doluştular. Bizim etler bitince de yeni gelen masaya doğru grup halinde yola çıktılar, çok komiklerdi :) Kamera ve fotoğraf makinası götürmediğimize çok hayıflandık.
Pirzola, köfte, salata, patates kızartması, kola, su, ekmek ve 1 demlik çay için 60 YTL ödedik.
Dönüş yolunda kızımıza çift sarılı köy yumurtası, eşime de nefis ayvalar aldık. Oralardan arsa alıp ev yaptığımızı hayal ettik. Emekliliğimizde ne yapacağımızın planlarını konuştuk. Şehre döndük diye üzüldük.
Eve gelir gelmez eşimin ne zamandır istediği sütlacı pişirdim, Pizza Hut'tan pizzamızı yedik. "Temel İçgüdü-2" yi izledik. Defne'yi uyuturken ben de bayılmışım erkenden. Üzerimi örtmeye çalışan eşime "gelicem ben şimdi Defne uyusun diye bekliyorum" demişim ama :)
Yazının başlığına gelince... Bu sabah Defne'yi emzirip yerine yatırırken sabah ezanı okunmaya başladı ve kızım uykusunda "Anne-Baba-Amin" dedi. Normalde ezan sesi duyunca "amin" der. Babaannesini arayıp sorunca durum anlaşıldı. Ezan okunurken babaannesi bizimkine "Allahım anne-babama sağlık ver, para ver, bana akıl ve sağlık ver amin" diye dua etmeyi öğretmiş. Tabii benim cadı sadece amin ve anne-baba kısımlarını söyleyebiliyor henüz :) Uykusunda ezan sesini duyunca da bilinçaltı harekete geçti sanırım.
Akşam Defne erkenden sızdı, eşimin de arkadaşlarıyla dışarıda programı vardı ben de "Da Vinci Şifresi"ni DVD'den tekrar izledim.
Pazar günü açıkhavada olalım dedik, Anadolu Kavağına gitmek üzere yola çıktık, köprüyü geçtik ve ben yeşillikli, parklı, Defne'nin koşturabileceği bir yere gitmek istediğimi söyleyince aynen köprüden geri dönüp Kilyos yoluna girdik. Zekeriyaköy-Kilyos yolu üzerinde yanlış okumadıysam "Salih'in Yeri" diye bir yerde durduk. Kocaman yemyeşil çimenlik ve ağaçlıklı bir alan, hamaklar, salıncak, kaydırak, tahtarevalli, köpekler, kedilerle süper bir yer. Mangalı yanar bir şekilde getiriyorlar, etleri seçiyorsun ve pişiriyorsun. Sanırım Ramazan nedeniyle tenhaydı bizden başka 2 masa daha vardı. Defne özgürce koşturdu ortalıkta, kedilere köpeklere yemek verdi, tavuk ve ördekleri uzaktan sevdi. Bu arada oradaki kedi- köpekler bir alem. Bizim masaya mangal gelene kadar yemek yenen diğer masa etrafına konuşlanmış bekleşiyorlardı. Garson ne zaman ki bizim servisi açtı ve mangalı getirdi bunlar bir koşu bizim masanın etrafına doluştular. Bizim etler bitince de yeni gelen masaya doğru grup halinde yola çıktılar, çok komiklerdi :) Kamera ve fotoğraf makinası götürmediğimize çok hayıflandık.
Pirzola, köfte, salata, patates kızartması, kola, su, ekmek ve 1 demlik çay için 60 YTL ödedik.
Dönüş yolunda kızımıza çift sarılı köy yumurtası, eşime de nefis ayvalar aldık. Oralardan arsa alıp ev yaptığımızı hayal ettik. Emekliliğimizde ne yapacağımızın planlarını konuştuk. Şehre döndük diye üzüldük.
Eve gelir gelmez eşimin ne zamandır istediği sütlacı pişirdim, Pizza Hut'tan pizzamızı yedik. "Temel İçgüdü-2" yi izledik. Defne'yi uyuturken ben de bayılmışım erkenden. Üzerimi örtmeye çalışan eşime "gelicem ben şimdi Defne uyusun diye bekliyorum" demişim ama :)
Yazının başlığına gelince... Bu sabah Defne'yi emzirip yerine yatırırken sabah ezanı okunmaya başladı ve kızım uykusunda "Anne-Baba-Amin" dedi. Normalde ezan sesi duyunca "amin" der. Babaannesini arayıp sorunca durum anlaşıldı. Ezan okunurken babaannesi bizimkine "Allahım anne-babama sağlık ver, para ver, bana akıl ve sağlık ver amin" diye dua etmeyi öğretmiş. Tabii benim cadı sadece amin ve anne-baba kısımlarını söyleyebiliyor henüz :) Uykusunda ezan sesini duyunca da bilinçaltı harekete geçti sanırım.

2 Yorum:
Maşallah amin diyen dillere...
Teşekkürler :) Zeyneb'e de öpücükler :)
Yorum Gönder
Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]
<< Ana Sayfa