Antalya Trip notes
Yorgunluktan bitmek üzereyim. Cuma gününden beri hızlı bir tempoda yaşayınca Pazartesi'ye pili bitik bir şekilde başlangıç yaptık.
Cuma günü sabah 9'da ofisin önünden otobüslerle havaalanına doğru hareket ettik. İstikamet Antalya. Uçak yolculuğu keyifli geçti, hava açık ve güneşliydi, 10 dakika erken Antalya'ya indik. Tekrar otobüslere doluşup Sungate Port Royal'e doğru yola çıktık. Check-in'imizi yapıp, valizleri odalarımız atıp bize verilen tek tip t-shirt'lerle yemeğe indik. Yemekten sonra bizleri 8 takıma ayırdılar ve aktiviteler başladı. İlk gün 4 farklı oyun oynadık. Bizim takımın rengi Yeşil'di. İlk oyun çeşitli sayılarda bağlanmış toplardan üçgen prizma yapmaktı. Tabii kuralları ve zorlukları da vardı. Hakem de takım çalışması, zamanlama, planlama vs. şeklinde bize puanlar verdi, epey önce bitirdik ve ilk altınlarımızı kazandık.
İkinci oyun "Su" da daire içindeki kovaya başka bir kovayı kullanarak 3. bir kovadan su doldurmacaydı, tabii kovalara dokunmadan :) Onu da başarılı bir şekilde bitirdik ve bu oyunda en çok altın kazanan takım olduk.
Üçüncü oyun "Körler-Sağırlar"da bütün takımın gözleri bağlı sadece bir kişinin talimatıyla puzzle yapmaca oynadık, talimatı verenin kulağında kulaklık ve müzik vardı. En zor oyun buydu ama zaman dolmadan tamamlamayı başardık.
Dördüncü ve son oyun "Büyülü Nehir"de iki yakadan nehirin içindeki 5 taşla teması kesmeden karşıya geçme oyunuydu. Onu da tamamladık ve altınlarımızı alıp başlangıç noktasına döndük.
Bu arada oyunların konsepti "Ancient Adventure"dı. Başlangıç noktasında bizlere akşam yemeğinden sonra disco'da bir kostüm yarışması yapılacağı söylendi. Her takımdan bir kadın ve bir erkek yarışmacı seçildi, kurulan pazardan altınlarımızla alışveriş yapıp kostüm tasarlamak üzere odalarımıza döndük.
Canlı müzik eşliğindeki akşam yemeğinden sonra disco'da fashion show başladı! Ofis arkadaşlarımı antik çağ kostümleriye görmek çok komikti. Çok yaratıcı kostümler vardı bu arada. Eğlendik dans ettik ve gece 2 gibi odalarımıza dağıldık.
Sabah kahvaltısından sonra, Nil Telli Meriç bize "Stress Management in Office" başlıklı keyifli bir sunum yaptı. Basit bir kaç yoga hareketi gösterdi. Özellikle "Aslan Duruşu" hareketinde hepimiz koptuk :)
Daha sonra da “Trade and Shopping Centres in the Ancient World” başlıklı sunum vardı. İsim vermeyeceğim, sunan kişi bir arkeologdu ve hepimizi bayılttı. Kaçabilenler kaçtı ama biz en önde olduğumuz için kuzu kuzu bitmesini beklemek zorunda kaldık. Sonunda "programın gerisindeyiz çabuk bitirin" tacizleriyle kısa kestirdik ve kurtulduk :)
Öğle yemeğinden sonra aktivitenin ikinci bölümü başladı. Bize çeşitli malzemeler vererek bir alışveriş merkezi kurmamızı istediler. Bizim takıma "Şarküteri" yapma görevi düştü. Verilen malzemeler arasında pastırma bile vardı :) Bu arada tempoya dayanamayan bünyem yorgun düştü ve kaçarak odama gidip 2 saat dinlendim. Aktivitenin sonuna yetiştiğimde bütün takımların yaratıcılığına hayran oldum doğrusu. Fotoğraflarını belki daha sonra koyarım. Gerçekten hepsi çok başarılıydı.
Yılbaşı partisi ve akşam yemeği için süslendik püslendik "Atria Hall"e doluştuk. Partinin konsepti "Latin Night"tı. Aday olan bir kaç çifte latin dans dersi verildi ve gece bize performans sergilediler, ilk 3'e çeşitli hediyeler verildi. Bayanlara pembe, erkekler mavi paketler halinde bütün personel için yılbaşı ağacının altına hediyeler bırakılmıştı. Bayanlara accessorize'den şık gece çantaları, erkeklere ise Sarar'dan kemer çıktı paketlerin içinden.
Yemeğin sonunda tekrar disco'ya doluştuk ve dans ettik. Ben gece 2 gibi odama döndüğümde denize girme planları yapan sarhoşlar vardı aramızda.
Pazar sabahı kahvaltıdan sonra deniz kenarına inip biraz güneşlendik (tabii elbiselerimizle). 3 gün boyunca hamam, buhar banyosu, kapalı havuza girme programları yapıp, gerekli rezervasyonları yapıp hiçbirine gidemedik çünkü programımız çok doluydu ve herşeye ucu ucuna yetiştik hatta genellikle rötar yaptık.
Otelden ayrılıp Dolphinland'e doğru yola çıktık, oraya varışımız gecikince bizi içeriye almak istemediler çünkü yunusların beslenme saati geçmiş ve tok karnına show'a çıkmazlarmış. Neyse 1 balina ve 2 yunusun kısa bir gösterisiyle idare ettik fakat hakikaten yunuslardan biri eğitmenin talimatlarına pek uymadı ve cezalandırıldı :) Ona balık vermedi eğitmen. Yunuslar gerçekten çok sevimliydi bu arada.
Dolphinland'den hemen yanındaki 7 Mehmet Restaurant'a geçip balık yedik ve Antalya'daki projelerimize bakmak üzere arazileri ziyarete gittik. Arazilerin ilkinde eski dokuma fabrikasının olduğu yerde ağaçları numaralandırmış ve koruma altına almışız bu çok hoşuma gitti. Ayrıca müze olarak inşa edeceğimiz bina için Türkiye, Yunanistan, Hollanda, Almanya, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Ukranya, Rusya ve adını hatırlayamadığım 2 ülkeden daha sanatçılara heykeller yaptırılmış. Özellikle Alman heykeltraşın eserini çok beğendim.
Ziyaret ettiğimiz ikinci inşaat alanında 6 tane yavru köpek vardı. Yakalayabildiğimi fotoğrafladım. Çok sevimlilerdi ama biraz korkaktılar.
En son havaalanı, İstanbul'a uçuş, eve gelip ve aşkıma kavuşma vardı. Bir tanecik prensesimi ise uyurken buldum ve ancak koklamakla yetindim :( Meme kesme operasyonu devam ettiği için yine babaannesinde bıraktık ve bu akşama kadar yine göremeyeceğim. Tam 4 gündür yavrumu görmüyorum artık sabırsızlıktan ölmek üzereyim. Antalya'dayken "kızımı özledim" diye zırıl zırıl ağlamaktan yüzüm gözüm şişti. Öf yoruldum valla yazmaktan.
Cuma günü sabah 9'da ofisin önünden otobüslerle havaalanına doğru hareket ettik. İstikamet Antalya. Uçak yolculuğu keyifli geçti, hava açık ve güneşliydi, 10 dakika erken Antalya'ya indik. Tekrar otobüslere doluşup Sungate Port Royal'e doğru yola çıktık. Check-in'imizi yapıp, valizleri odalarımız atıp bize verilen tek tip t-shirt'lerle yemeğe indik. Yemekten sonra bizleri 8 takıma ayırdılar ve aktiviteler başladı. İlk gün 4 farklı oyun oynadık. Bizim takımın rengi Yeşil'di. İlk oyun çeşitli sayılarda bağlanmış toplardan üçgen prizma yapmaktı. Tabii kuralları ve zorlukları da vardı. Hakem de takım çalışması, zamanlama, planlama vs. şeklinde bize puanlar verdi, epey önce bitirdik ve ilk altınlarımızı kazandık.
İkinci oyun "Su" da daire içindeki kovaya başka bir kovayı kullanarak 3. bir kovadan su doldurmacaydı, tabii kovalara dokunmadan :) Onu da başarılı bir şekilde bitirdik ve bu oyunda en çok altın kazanan takım olduk.
Üçüncü oyun "Körler-Sağırlar"da bütün takımın gözleri bağlı sadece bir kişinin talimatıyla puzzle yapmaca oynadık, talimatı verenin kulağında kulaklık ve müzik vardı. En zor oyun buydu ama zaman dolmadan tamamlamayı başardık.
Dördüncü ve son oyun "Büyülü Nehir"de iki yakadan nehirin içindeki 5 taşla teması kesmeden karşıya geçme oyunuydu. Onu da tamamladık ve altınlarımızı alıp başlangıç noktasına döndük.
Bu arada oyunların konsepti "Ancient Adventure"dı. Başlangıç noktasında bizlere akşam yemeğinden sonra disco'da bir kostüm yarışması yapılacağı söylendi. Her takımdan bir kadın ve bir erkek yarışmacı seçildi, kurulan pazardan altınlarımızla alışveriş yapıp kostüm tasarlamak üzere odalarımıza döndük.
Canlı müzik eşliğindeki akşam yemeğinden sonra disco'da fashion show başladı! Ofis arkadaşlarımı antik çağ kostümleriye görmek çok komikti. Çok yaratıcı kostümler vardı bu arada. Eğlendik dans ettik ve gece 2 gibi odalarımıza dağıldık.
Sabah kahvaltısından sonra, Nil Telli Meriç bize "Stress Management in Office" başlıklı keyifli bir sunum yaptı. Basit bir kaç yoga hareketi gösterdi. Özellikle "Aslan Duruşu" hareketinde hepimiz koptuk :)
Daha sonra da “Trade and Shopping Centres in the Ancient World” başlıklı sunum vardı. İsim vermeyeceğim, sunan kişi bir arkeologdu ve hepimizi bayılttı. Kaçabilenler kaçtı ama biz en önde olduğumuz için kuzu kuzu bitmesini beklemek zorunda kaldık. Sonunda "programın gerisindeyiz çabuk bitirin" tacizleriyle kısa kestirdik ve kurtulduk :)
Öğle yemeğinden sonra aktivitenin ikinci bölümü başladı. Bize çeşitli malzemeler vererek bir alışveriş merkezi kurmamızı istediler. Bizim takıma "Şarküteri" yapma görevi düştü. Verilen malzemeler arasında pastırma bile vardı :) Bu arada tempoya dayanamayan bünyem yorgun düştü ve kaçarak odama gidip 2 saat dinlendim. Aktivitenin sonuna yetiştiğimde bütün takımların yaratıcılığına hayran oldum doğrusu. Fotoğraflarını belki daha sonra koyarım. Gerçekten hepsi çok başarılıydı.
Yılbaşı partisi ve akşam yemeği için süslendik püslendik "Atria Hall"e doluştuk. Partinin konsepti "Latin Night"tı. Aday olan bir kaç çifte latin dans dersi verildi ve gece bize performans sergilediler, ilk 3'e çeşitli hediyeler verildi. Bayanlara pembe, erkekler mavi paketler halinde bütün personel için yılbaşı ağacının altına hediyeler bırakılmıştı. Bayanlara accessorize'den şık gece çantaları, erkeklere ise Sarar'dan kemer çıktı paketlerin içinden.
Yemeğin sonunda tekrar disco'ya doluştuk ve dans ettik. Ben gece 2 gibi odama döndüğümde denize girme planları yapan sarhoşlar vardı aramızda.
Pazar sabahı kahvaltıdan sonra deniz kenarına inip biraz güneşlendik (tabii elbiselerimizle). 3 gün boyunca hamam, buhar banyosu, kapalı havuza girme programları yapıp, gerekli rezervasyonları yapıp hiçbirine gidemedik çünkü programımız çok doluydu ve herşeye ucu ucuna yetiştik hatta genellikle rötar yaptık.
Otelden ayrılıp Dolphinland'e doğru yola çıktık, oraya varışımız gecikince bizi içeriye almak istemediler çünkü yunusların beslenme saati geçmiş ve tok karnına show'a çıkmazlarmış. Neyse 1 balina ve 2 yunusun kısa bir gösterisiyle idare ettik fakat hakikaten yunuslardan biri eğitmenin talimatlarına pek uymadı ve cezalandırıldı :) Ona balık vermedi eğitmen. Yunuslar gerçekten çok sevimliydi bu arada.
Dolphinland'den hemen yanındaki 7 Mehmet Restaurant'a geçip balık yedik ve Antalya'daki projelerimize bakmak üzere arazileri ziyarete gittik. Arazilerin ilkinde eski dokuma fabrikasının olduğu yerde ağaçları numaralandırmış ve koruma altına almışız bu çok hoşuma gitti. Ayrıca müze olarak inşa edeceğimiz bina için Türkiye, Yunanistan, Hollanda, Almanya, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Ukranya, Rusya ve adını hatırlayamadığım 2 ülkeden daha sanatçılara heykeller yaptırılmış. Özellikle Alman heykeltraşın eserini çok beğendim.
Ziyaret ettiğimiz ikinci inşaat alanında 6 tane yavru köpek vardı. Yakalayabildiğimi fotoğrafladım. Çok sevimlilerdi ama biraz korkaktılar.
En son havaalanı, İstanbul'a uçuş, eve gelip ve aşkıma kavuşma vardı. Bir tanecik prensesimi ise uyurken buldum ve ancak koklamakla yetindim :( Meme kesme operasyonu devam ettiği için yine babaannesinde bıraktık ve bu akşama kadar yine göremeyeceğim. Tam 4 gündür yavrumu görmüyorum artık sabırsızlıktan ölmek üzereyim. Antalya'dayken "kızımı özledim" diye zırıl zırıl ağlamaktan yüzüm gözüm şişti. Öf yoruldum valla yazmaktan.

0 Yorum:
Yorum Gönder
Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]
<< Ana Sayfa