Bir, İki,Dört, Beş, Altı, Yedi, Sekiz, Otuz, On!
Kızım sayı sayıyor! Hem de 1’den 10’a kadar! Bazen üç’ü atlıyor, dokuz’a da “otuz” diyor ama olsun! Parmaklarını tek tek indirerek bir sayışı var al ye o parmakları! Ikea’dan aldığımız oyuncağıyla da boncukları bir taraftan diğer tarafa geçirirken sayıyor. Biz de ağzımız açık onu seyrediyoruz :)
Bu arada 3 Şubat 2007 Cumartesi’den beri emmiyor. Gerçi hergün bir kaç kez deniyor ama tentürdiyotlu halini görünce çaresiz vazgeçiyor. O halini görmek beni de üzüyor ama yapacak bir şey yok artık büyüdü ve bir düzen sağlamamız gerek.
Haftasonu hava çok güzeldi. Cumartesi aşkım işteyken biz ana-kız indik sahile. Her zamanki gibi kuşlara yem verdik gezdik, güneşlendik. Sonra da sahildeki balıkçılardan İzmarit balığı alıp eve döndük. Kocaman tası 5 YTL’ye verdi adam bize, ben de üstüne temizler misiniz demeye utandım. 3 tanesini zor ayıkladım, ne kadar kılçıklı ve dikenli bir balıkmış. Neyse Defne’ye onları yedirdikten sonra aşkım geldi de kalanını temizledi. Balığın yanında mısır ekmeği yemeyi çok seviyorum ama yapmayı hiç denememiştim. Annemi arayıp tarifini aldım ve hemen yaptım. Tadı çok güzeldi ama tepsiye malzeme biraz az geldiğinden ince oldu birazcık. Cumartesi akşamı Defne’yi babaannesine bırakıp Rockhouse’taki Göksel konserine gittik. Aslında ikimiz de Göksel pek dinlemeyiz ama sosyal ortam değişikliği olsun biraz müzik dinleyelim dedik. Dedik ama Göksel çıkmadan biz evimize geri döndük. Kalabalık ve yüksek volümlü müzik ikimizi de bunaltı çünkü. Saat 23.30’da biz çıkarken Göksel hala sahne almamıştı. Nerdeee o eskiden Kemancı’dan sabahlara kadar çıkmayan ben :) Gerçi Göksel yerine başkası mesela Duman ya da ne bileyim Sezen filan olsa beklerdik tabii :) Koşarak gidip kızımızı aldık, daha uyumamıştı cadı, bizi görünce o kadar sevindi ki üzüldüm bıraktığım için. Annelik vicdan azabı durumları…
Pazar sabahı erkenden kalktık, aşkımla Defne her Pazar olduğu gibi sabah alışverişini yapmaya gittiler. Baba-kız yürüye yürüye, esnafa laf ata ata, ekmek alıp geliyorlar her hafta. Kahvaltıdan sonra yine sahil sefası, parkta Defne’yi eğlendirmece, parkın sırasındaki oyuncakçıyı bu sefer es geçip yanındaki kitapçıdan hikaye kitapları aldım kızıma. Şimdilik sadece resimlerine bakmayı tercih ediyor, her sayfada bir kaç satır yazı olmasına rağmen okumaya başlayınca sayfaları hemen değiştiriyor :)
Defne uyuyacak diye eve döndük ama uyumadı cadı. Sonra halaları aradılar dışarı çıkartalım mı diye, gelip aldı büyük halası. 2 saat sonra döndüğünde yorgunluktan yıkılmak üzereydi. Hemen banyosunu yaptırdım, yemek bile yiyemeden sütünü içip omuzumda uyuya kaldı hem de saat 19.30’da. Bu arada ben ofisteki arkadaşların ısmarladığı ıslak kek’i yapıp dolaba kaldırdım. “Buzda Dans”ı izlerken Zeynep Tokuş’a sıra geldiğinde eşime “Çok korkuyorum bu kız düşecek diye, öyle güzel kayıyor ki nazar değiyordur kesin” dedim ve 1 dk. sonra yere düştüler partneriyle beraber. Aşkım da bana “sen bakışlarınla uçak düşürürsün” dedi :) Üzüldüm gerçekten de durumlarına. Şimdi ofisteki toplantının başlamasını bekliyorum. Bu sabah 7.45’te ofise geldim güvenlik bile şaşırdı :)
Bu arada 3 Şubat 2007 Cumartesi’den beri emmiyor. Gerçi hergün bir kaç kez deniyor ama tentürdiyotlu halini görünce çaresiz vazgeçiyor. O halini görmek beni de üzüyor ama yapacak bir şey yok artık büyüdü ve bir düzen sağlamamız gerek.
Haftasonu hava çok güzeldi. Cumartesi aşkım işteyken biz ana-kız indik sahile. Her zamanki gibi kuşlara yem verdik gezdik, güneşlendik. Sonra da sahildeki balıkçılardan İzmarit balığı alıp eve döndük. Kocaman tası 5 YTL’ye verdi adam bize, ben de üstüne temizler misiniz demeye utandım. 3 tanesini zor ayıkladım, ne kadar kılçıklı ve dikenli bir balıkmış. Neyse Defne’ye onları yedirdikten sonra aşkım geldi de kalanını temizledi. Balığın yanında mısır ekmeği yemeyi çok seviyorum ama yapmayı hiç denememiştim. Annemi arayıp tarifini aldım ve hemen yaptım. Tadı çok güzeldi ama tepsiye malzeme biraz az geldiğinden ince oldu birazcık. Cumartesi akşamı Defne’yi babaannesine bırakıp Rockhouse’taki Göksel konserine gittik. Aslında ikimiz de Göksel pek dinlemeyiz ama sosyal ortam değişikliği olsun biraz müzik dinleyelim dedik. Dedik ama Göksel çıkmadan biz evimize geri döndük. Kalabalık ve yüksek volümlü müzik ikimizi de bunaltı çünkü. Saat 23.30’da biz çıkarken Göksel hala sahne almamıştı. Nerdeee o eskiden Kemancı’dan sabahlara kadar çıkmayan ben :) Gerçi Göksel yerine başkası mesela Duman ya da ne bileyim Sezen filan olsa beklerdik tabii :) Koşarak gidip kızımızı aldık, daha uyumamıştı cadı, bizi görünce o kadar sevindi ki üzüldüm bıraktığım için. Annelik vicdan azabı durumları…
Pazar sabahı erkenden kalktık, aşkımla Defne her Pazar olduğu gibi sabah alışverişini yapmaya gittiler. Baba-kız yürüye yürüye, esnafa laf ata ata, ekmek alıp geliyorlar her hafta. Kahvaltıdan sonra yine sahil sefası, parkta Defne’yi eğlendirmece, parkın sırasındaki oyuncakçıyı bu sefer es geçip yanındaki kitapçıdan hikaye kitapları aldım kızıma. Şimdilik sadece resimlerine bakmayı tercih ediyor, her sayfada bir kaç satır yazı olmasına rağmen okumaya başlayınca sayfaları hemen değiştiriyor :)
Defne uyuyacak diye eve döndük ama uyumadı cadı. Sonra halaları aradılar dışarı çıkartalım mı diye, gelip aldı büyük halası. 2 saat sonra döndüğünde yorgunluktan yıkılmak üzereydi. Hemen banyosunu yaptırdım, yemek bile yiyemeden sütünü içip omuzumda uyuya kaldı hem de saat 19.30’da. Bu arada ben ofisteki arkadaşların ısmarladığı ıslak kek’i yapıp dolaba kaldırdım. “Buzda Dans”ı izlerken Zeynep Tokuş’a sıra geldiğinde eşime “Çok korkuyorum bu kız düşecek diye, öyle güzel kayıyor ki nazar değiyordur kesin” dedim ve 1 dk. sonra yere düştüler partneriyle beraber. Aşkım da bana “sen bakışlarınla uçak düşürürsün” dedi :) Üzüldüm gerçekten de durumlarına. Şimdi ofisteki toplantının başlamasını bekliyorum. Bu sabah 7.45’te ofise geldim güvenlik bile şaşırdı :)

0 Yorum:
Yorum Gönder
Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]
<< Ana Sayfa